Türk futbolunda iki farklı geleneği temsil eden Galatasaray ve Fenerbahçe ilk kez 17 Ocak 1909’da karşılaştılar, o müsabakayı Kadıköy deplasmanına giden sarı-kırmızılılar 0-2 kazanmıştı.
Finalleri kazanma alışkanlığını herkese kabul ettirmiş Galatasaray, Papazın Çayırı mevkiinden gelerek “papaz her gün pilav yemez” sözünü hatırlatmak için Olimpiyat Stadı’na çıkan rakibine dün mağlup oldu. 10 Ocak 2026’da oynatılan TFF icadı Süper Kupa finalinde gülen taraf 2-0 ile Fenerbahçe idi.
Endüstriyel futbolda turnuvaların maddi getirisi, neredeyse müzeye eklenecek kupalardan daha önemli hale gelmişken pek çok Galatasaraylının uydurma Süper Kupa finalini önemsemiyor olduğu ortadaydı. Maçın reel getirisi yoktu, bizde o kupadan çok vardı, son üç sezon lige ambargo koyan ve doyuma ulaşmış olanlar için Olimpiyat Stadı bu mevsimde çilehaneden farksızdı. 117 yıllık ezeli rekabete bir çentik atmak, finalin ve kupanın kendisinden daha önemliydi desek yanlış olmaz.
Fenerbahçe ise TFF’nin tercihiyle sürüklenilmiş ve seyir zevkine limon sıkmasıyla meşhur stada kendi rüzgârı ile gelmişti. Yeni seçilen ama nezarethanelerde yıpranan heyecanlı başkan, ilk kez derbi kazanmak isteyen hevesli teknik direktör, çubuklu forma giyen hırslı futbolcular istediklerini elde etti. Galatasaray dünkü finali kaybetmeyi %100 hak etmiştir. Sahada tel tel dökülmenin mazereti ne organize atak yapmayı engelleyen rüzgâr ne de kadrodaki eksikler olabilir. Çoğu zaman olduğu gibi galibiyeti daha çok arzulayan, korakor mücadelesiyle maça asılan, kazanarak şifa bulacak olan taraf bir derbi daha kazandı.
Aslında final oynanmadan belliydi kazananın hangi taraf olacağı…

Bir taraf berbat hava koşullarında tribüne gelen taraftarına dağıttığı yağmurluklarla İstanbul işi Boca Juniors görüntüsü yaratmaya çalışmışken, diğer tarafta keşmekeş hakimdi. Galatasaray da taraftarına kötü hava koşullarından daha az etkilenmeleri için bir şeyler vermiş bulundu, keşke vermeselerdi! İnanınız bu kadar kalitesiz, çirkin ve hatta pespaye plastikler dağıtmaktansa yağmurlukları maç biletiyle birlikte indirimli satsalar daha iyi olurdu. Öyle şey olur mu demeyiniz, hafızanızı yoklayınız. https://www.galatasaray.org/haber/gs-magazacilik/galatasaray-storeda-yagmurluga-derbiye-ozel-fiyat/24358

Pembe çöp poşetini andıran dandik plastikler eğer FB tarafı çok daha iyi görünen bir yağmurlukla adeta koreografi yapmasa bu kadar göze batmazdı.

Burada temel sorun yönetenlerin yıllardır taraftara yönelik karar ve eylemlerle empati kurmaması ve “bon pour l’Orient” zihniyeti ile hareket etmesidir. On veya yirmi yıl önce de böyleydi. Oysa Galatasaray SPOR Kulübü taraftarı aile, seyirciyi misafir, müşterisini velinimet olarak görmeli. O yağmurluğu birkaç yönetici maçtan önce sırtına geçirse bu işin olmayacağını anlardı. Örneğin Olimpiyat stadının çilesini bilmek için oraya daha önce berbat havalarda gitmiş olmak, metronun boğucu kalabalığını bilmek için evvelce binmiş olmak, üç yıkamada ağzı yüzü dağılan tişört üretmemek için yöneticilik öncesi tüketici kimliğiyle satın almak gerekiyor. Normal şirketlerde deneyim tasarımının detayları profesyonellerin işidir ama Galatasaray organizasyonda öyle bir kadro olmadığı ortada. Son söz, sonunu düşünmeden özensiz iş yapmak bazen hiçbir şey yapmamaktan daha kötü sonuç verir!

Türkiye’de futbol öncelikle tabela ve bazen yalnızca skor üzerinden okunmakta. En yakın örneklerden biri olarak 1 Aralık 2025 tarihinde Kadıköy’de oynanan ve 1-1 beraberlikle sonuçlanan Fenerbahçe-Galatasaray derbisini ele alabiliriz. Bay Hacıosmanoğlu’nun hemşehrisi olmak dışında hiçbir mesleki vasfı olmayan FIFA kokartsız hakem Yasin Kol’un maçın ikinci yarısında taammüden Galatasaray’ı sahada kıpırdatmaması puan kaybına zemin hazırlarken, kulüp başkanı Sn. Dursun Özbek ve yanından ayırmadığı Sayın Kavukçu tepkilerini dile getirmek üzere ertesi gün soluğu TFF binasında aldılar. Daha önceki yıllardan defalarca örneklediği üzere eminim ki 90.dakikada Jhon Duran beraberlik golünü atmasa ve Galatasaray Kadıköy’den üç puanla ayrılsaydı ne hakem gündem olacaktı ne de Galatasaray düşmanlığını gizleme gereği duymayan Bay Hacıosmanoğlu ziyaret edilecekti. Resmi iletişim kanallarından şakalar, iğnelemeler, karikatürler, klipler eşliğinde yüzler gülecekti. Oysa tabelaya bakıp göbek atmak ya da skora kızıp köpürmek seyircinin meselesidir, yönetici tabela ile değil sürdürülebilir yüksek performans ve rota üzerindeki risklerle ilgilenen kişidir.
Geçen sezon 95 puanla süper lig şampiyonu olduk, lig ikincisi Fenerbahçe üçüncü sıradaki takıma 20 puan fark atmıştı.
2023-2024 sezonunda 102 puanla müthiş bir performans gösterip 24. şampiyonluk kupasını kaldırırken, olağan lig ikincisi Fenerbahçe üçüncü sıradaki takıma 32 puan fark atmıştı.
TFF’nin Galatasaray’a karşı takındığı hasmane tavır ve Ali Koç liderliğindeki rakibin saha dışında her şeyi denemesi yerel şampiyonlukları pırıltılı gösterse de aslında bu şampiyonluklar ikili yarışta elde edilmiş başarılardır. Acımasız bulanlar olacak ama bunca çılgın harcamaya ve koparılan gürültüye rağmen uluslararası arenada hiçbir somut başarı yokken süper lig şampiyonlukları Sezen Aksu’nun şarkısında dile getirdiği gibi “yalandan, kocaman, rengarenk, geçici, oyuncak zaferler” kıvamındadır.
Öyle ya, yarışılan sezonlarda ya en değerli takıma ya da en pahalı kadroya sahiptik ve bunu esasen taşınmazlardan kaynaklı gelir umuduna dayanarak gerçekleştirdik. Kadromuzdaki pek çok isim gezegende kazanabilecekleri en yüksek maaşı alıyor, burada yönetim mucizesi falan aranabilir mi? Florya geliri tükendiğinde bakalım kimlere imza attıracağız, Galatasaray yine menajerlerin kapısında yattığı seksi bir kulüp olacak mı?
Yönetenler takım sporlarında 1 numaralı karar kriterinin para olmadığını ya anlamıyorlar ya da inkar ediyorlar. Daha çok harcama yaparak daha fazla başarı elde edileceği bir ihtimalden ibarettir. Ekonomi başta olmak üzere sosyal bilimlerdeki ceteris paribus misali (diğer koşullar sabit kabul edildiğinde) para fark yaratabilir.
Şöyle bir örnekle açıklamaya çalışalım. Alman spor otomobil markası Porsche standart dört tekerlekli araçlardan daha pahalı, hızlı ve itibarlıdır ama başlangıç A noktasından hedef B noktasına ulaşmak için yakıt kalitesi de, motor yağı da, lastik basıncı da önemlidir. Misal, yağmur altında meşhur Nürburgring pistine çıkalım, bende 650 beygir gücünde Porsche 911 Turbo S, yarışacağım genç ralli pilotunda da aynı otomotiv grubundan Skoda Octavia RS olsun. Virajlarda spin atmadan damalı bayrağı görsem dahi yarışı farklı kaybederim çünkü yüksek hızda ıslak pist deneyimim yok yani hazır olmadığım mücadelede lüks, görkemli ve pahalı ekipman beni kurtaramaz. Ceteris paribus penceresinden bakılınca ise aynı yetkinlikte iki ralli pilotundan Porsche 911 kullanan bu yarışı kazanırdı ama sporda “maddiyat” yalıtılmış tek başarı kriteri olamaz.

Bu konuda hatırladığım en çarpıcı demeç Galatasaray antrenörü iken Selçuk İnan’a aitti. Aralık 2021’de şöyle demişti “çalışarak gelişemiyorsak değişerek de gelişebiliriz” Bu cümle bizim kulübün laneti olan birkaç ifadeden biridir. Galatasaray’ın para dışındaki başarı faktörlerini düşünerek ve çok çalışarak gelişmeyi hedeflemesi gerekiyor zira GSYİAD Futbol Kulübü zihniyetiyle mesela bu ara transferde de olmayan parayı harcarız bilançodaki delik dışında hiçbir şey değişmez veya değişmeyebilir
Doygunluk, kibir ve şımarıklık performans beklentisini boşa düşürüp başarısızlığa götüren uyuşturucu misali… Dünkü mağlubiyetin bir uyarıcı etkisi yapıp herkesin silkinmesine vesile olmasını umuyorum.

Süper Ligi zirvede tamamlayamazsak garanti kontratlarda imza altına alınmış maaşları ödemekte çok ama çooook zorlanacağımızı tekrar tekrar hatırlatmak isterim. Başarıyı üretmek yerine satın almayı benimseyen yönetim her platformda mutlak başarı halinde bile faaliyet zararı yazabilen aşırı riskli bir yol tutturdu. Bizim şampiyon olmama ihtimalimiz, olasılıklar içinde kabul edilemez kategoride, peşinen söyleyelim herkes ayağını denk alsın!
Depolitizasyon aracı olarak merkez siyasetin de kolladığı (veya tutsak ettiği) ülke futbolu uzun yıllardır hesapsız ve görgüsüz harcamaları finanse etmek için nafile çırpınma ve her şeye razı gelme noktasında. Oysa bu patetik bağımlılık hürriyetinizi de, itibarınızı da, uzun vadeli planlamanızı da elinizden çalabilir. Başkalarını bilmem de keşke Galatasaray, gerekirse risk alarak bu dolmuştan vaktinde inebilecek ufka sahip olabilseydi!
Galatasaray’ın tarihsel misyonuna, potansiyeline ve bağımsız çizebileceği rotasına fevkalade aykırı bozuk düzen, temelde genel kurulumuzun ortalaması skor meraklısı, bilgisiz, duyarsız, hafıza yoksunu gibi davrandığı için ayaktadır. Kulüpte neredeyse hiç kimse 120 yıllık bu spor geleneğinin ayakta durduğu zemini, kurucu ilkeleri gündeme taşımamaktadır. Önümüzdeki yolda destek ve direnç noktaları, kritik kavşaklar, geçmişten alınan dersler, fayda/maliyet dengesi üzerinden devamlılık tartışmaya değer bulunmamaktadır. Bu fikri kısırlık Galatasaray’ı diğerlerinden farklı ve kimi zaman üstün kılan çizgilerin silinmesine, doğru alışkanlıkların kaybolmasına yol açıyor. Mevcut popülist ortamda yarın Dursun bey gider, Yasin bey gelir. Ahsen hanım veya Dündar bey de gelebilir. Fenerbahçe’yi illa yenmiş olmak kaydıyla Mayıs sonrası yaz boyunca Anadolu’nun il ve ilçelerinde eğlenmeyi marifet sayan GSYİAD futbol kulübü vizyonu kolay tercih oldukça bozuk düzen değişmez.

Oysa konu ne gol, ne futbol ne de kupalar… Galatasaray’ın kurucu değerlerinden ilhamla hatırlaması gereken fabrika ayarları bir yana, yepyeni bir organizasyon misali sıfırdan kuruluyormuş gibi davranması gereken alanlar var. Manevi bir silkinişe, yeni ahlaki normlara ihtiyaç kaçınılmaz noktadadır. Galatasaray bugüne kadar hiç ilgilenmediği sosyoloji alanına el atmalı, sarı-kırmızılı renklere tutkuyla bağlı olanları veri üzerinden analiz etmelidir. Gönül işi aidiyeti ezeli rakiple sidik yarışı mikrobundan kesinkes arındırmak şarttır. Sonsuz yetki, kısıtlı öngörü, sıfır sorumlulukla günlük yaşayan yürütmenin yetkilerinin sınırlandırılması kaçınılmaz zarurettir. Genel kurulun malı mülkü tükenmiş kulübü gelecekte nasıl ayakta tutacağını dert edinip çözüm üretmesi gerekiyor. Hangi branşlarda yetiştirici, hangi branşlarda yarışmacı, hangi branşta global oyuncu olunacağına yönetim sürelerini aşan bir master plan dahilinde hep birlikte sahip çıkmak şart! Bu dönüşüme GALATASARAYLILAR bütün olarak karar verirse şahane, bizi kimse tutamaz. Eski tas eski hamam ezberi sürdürülürse kaos ve ızdırap bekliyor kulübümüzü ve inanın denemesi bedava değil !

Profesyonel sporda dün yok, bugün var bir de gelmesi umulan yarınlar…
Elbette iyimser değilim. Aracındaki kusur, eksik ve arızaları sadece motor hararet yapıp da mecburen sağa çektiğinde hatırlayan şoförle ne yola çıkılır ne de menzil-i maksûda varılır. İşler iyi giderken Galatasaraylıların ideallerinden ne kadar uzak düştüklerini hatırlamaları şart, bu ve benzeri tespit veya ikazları faydasız idealizm olarak etiketlememeleri de öyle…
Dün bile geç kalmış durumdaydık, yarına Allah kerim…
Her şeye rağmen kendimizi inkâra devam edeceksek, 2026 Mayıs’ında zaten en güçlü talibi olduğumuz 26. şampiyonluk kupası gelince takometreyi ve hafızayı sıfırlayan avam şuursuzluk devam edecekse, Serdar Ortaç’ın şarkısında dediği yere varırız:
“Seni çöpe atacağım poşete yazık!”

Geleneksel doğru teşhis durumu. İlker kardeşimin klavyesine sağlık
Sevgili İlker.. düşüncene sağlık… Kutlarım.
Bu kadar mı güzel anlatılır tercih edilen sistemin eninde sonunda çökebilme tehlikesi !!
Hiçbir yapı üretmeden sadece başarı odaklı ekonomik sistemle ilerleyemez
Çünkü bilhassa futbolda top her zaman çizgiyi geçemeyebilir.
İlker Bey,
Durumu harika özetlemişsiniz. Tebrikler
Keşke yönetimde sizin gibi insanlar olsa